"30 GÜN HASTANEDE YATMIŞ OLDUM"
"Çoğunlukla tedaviyi kendim yürüttüm, kendi tedavimi kendim yönlendirdim." diyen Prof. Dr Tutluoğlu, şöyle devam etti: "O arada bir tomoğrafi çektirdik, akciğerimin ilk başta yüzde 10 saran intihap yüzde 50'ye çıkmıştı. Bu olumsuz bir gelişmeydi. Doktor arkadaşlar toplandı geldi, 'bir yoğun bakım süreci gerekirse, her türlü tedaviyi kabul ediyor musun?' dediler. Ben de 'kök hücre dahil her şeyi kabul ediyorum' dedim. Hala yoğun bakıma gitmeyeceğim inancımı koruyordum, 'ben o noktaya gelmeyeceğim' dedim. Saatler içerisinde durumum kötüleşti. Oksijen düzeylerim çok düştüğü için yoğun bakıma alıp bayılttılar. Ondan sonra mekanik ventilasyon dediğimiz suni solunum cihazına bağladılar ve 12 gün suni solunum cihazında kalmışım. Toplam 20 gün de yoğun bakımda kaldım. İlk başta işler orada da iyi gitmemiş. Yüzde 50 olan iltihap, akciğerin yüzde 80'ini sarmış. Bayağı bir ümitsizliğe kapılmışlar açıkçası. Sonradan tedaviye yanıt çıkmış ve düzeldim. Mekanik ventilasyon dediğimiz dönemde iki kez kök hücre 5 kez de plazma ferez tedavisi uygulanmış. Yoğun bakımımızın da çok deneyimli doktorlardan oluşması ile bugün hayattayım. Yoksa bayağı umutların azaldığı bir noktaya kadar gelmişim. 30 gün hastanede yatmış oldum. Belki Kovit açısından en uzun yatışlardan birisi."
HASTALIĞIN SEYRİ
Tutluoğlu, hastalığın seyri ile ilgili de şunları anlattı: "En son hastaneden çıkmadan önce yapılan 2 test negatifti. Bana toplam 7 kez test yapılmış oldu, 30 gün de hastanede yattım. Böyle bir enfeksiyon hastalığı görülmüş bir şey değil. Çok garip bir virüs. Virologlarla konuşuyorum onların açısından sadece bir virüs. Ama işin kliniği ile uğraşanlar bunun gerçekten çok garip bir mikrop olduğunu söylüyorlar. Çünkü normal bir enfeksiyonda virüsler, üst solunum yollarında birkaç gün oyalanırlar, ondan sonra akciğere çok seyrek olarak etkileşim yaparlar. Bunda direkt, gece 12'de ateşim çıkıyor, ertesi sabah 8'de tomografi çektiriyorum, akciğerde zatürre var. Bu direkt akciğere gidebilen, akciğer haricinde beyni etkileyebilen, tat ve koku almada bozukluk yapabiliyor. Bir doktor arkadaşımda, ishal ve tansiyon düşüklüğüyle gösterdi kendini, o da uzun süre hastanede yatmak zorunda kaldı. Sadece ishalle de kendisini gösterebiliyor. Tedavide de farklılar gösterebiliyor, bir hastaya iyi gelen ilaç, başka bir hastaya iyi gelmeyebiliyor. Ufak damarlara trombos ve pıhtı atma bende oldu. Bir ay hastanede kan sulandırıcı iğne kullanmıştım fakat çıktıktan sonra bir iki gün aspirinle idare ederim dedim. Tekrar bir nefes darlığı, halsizlik, ertesin gün hastaneye gittiğimde laboratuvar parametrelerinde bozulma olduğu için şimdi karından kan sulandırıcı iğnelerle tedaviye devam ediyorum."
"TEKRAR BİR KOVİT-19 ENFEKSİYONUNA YAKALANABİLİRİM GİBİ GÖZÜKÜYOR"
Tutluoğlu, hastalığın uzun vadedeki durumunun bilinmediğini belirterek, şunları söyledi: "Akciğerde ne kadar kalıntı oluşturuyor, benim gibi ağır geçirenlerde. Ben yüzde 2-3'lük bir gruba giriyorum. Benim örneğim çok iyi bir örnek değil aslında. Enfeksiyonda yüzde 97 iyileşme söz konusu, yüzde 80 hafif olgu dediğimiz ya hiç belirti yok ya da hafif öksürük, hafif halsizlik oluyor. Yüzde 20'de zatürre ve diğer bulgular ortaya çıkabiliyor. O yüzde 20'nin içinde ben yüzde 2-3'e giriyorum. Bu ağır olgularda ne gibi uzun vadede sıkıntılar kalıyor bilmiyoruz. Akciğerde çok fazla iz kalıp, hayatı etkileyecek bir şey yapacağını pek düşünmüyorum ama bu virüsün özelliği damar yatağına yapışması. Değişik organların damarlarını bozarak belki uzun vadede organ yetersizliklerine yol açabilir. Bu pıhtı dediğimiz şey onun için önemli. Kan sulandırıcılarla onu eritip, engellemek şu andaki amaç. Yine de bilmiyoruz uzun vadede ne olacağını. Tekrarlayabilir mi? Evet bağışıklıkla gelişip gelişmemesi soru işareti olan bir enfeksiyon. Ben 1 ay sonra tekrar göreve döneceğim. Bir ay sonra başka bir hastayı muayene ederken tekrar bir Kovit-19 enfeksiyonuna yakalanabilirim gibi gözüküyor."