Dinleniverem ben sen bi çay gat, yemeği de gızdır. Akşama da deyzengil gelcek belki, suvanları da doğrayıp gavuruve de taza fasulya salalım. Camı da gıynıştırıve oda kokmasın.
Endeni demecedin hindi:)"
İnanın anlamaya çalıştım fakat birazını sökemedim. Ahan da benim dil de kayıvedi. Neyse Ercan abime bakarak "Memleketinden mi" dedim.
Antalya şivesiymiş. Bugün Antalya şivesini konu alacağım.
Hatta bu fikir hoşuma gitti her hafta bir gün yöre yöre şivelerden gideceğim.
Genelde "k" harfini her kullanımda kalın seslendirirler.
Bıldırlı (Burdurlu), Ispartalı, Denizlili ya da Antalyalı yerli halkın kullandığı şive birbirine pek benzemektedir. "Netcen" (ne yapacaksın), "nere" (nereye), "hura" (bura), "hindi/hincih" (şimdi) vs. onlarca orjinal talaffuz barındırır. Yayvan bi şivedir, sakız ciğnerken konuşur gibi. - Aeliiiiiiiiiiiiii! Yiimeeginiii yie! (Ali! yemegini ye!) - Ayten git yıtagı yaz, deyzengiller aradı, musafır gelceklermis yatya! (Ayten git yatak hazırla, teyzen aradı, misafir geleceklermis yatıya.) - Beeenziiin bitti gari... (Benzin bitti.) Endee ve enki şeklinde şahane iki kelime ile işaret sıfat ve zamirlerini bitirmiş bir şivedir. Şöyle ki, misal kahramanımız sürahiyi istesin yanındaki Mıstaadan... İşaret sıfatı olarak, "La Mıstaa enki süraayi verive baken" diyen kahramanımız "Lan Mustafa şu sürahiyi ver" demek isterken; aynı kahramınımız işaret zamiri kullararak "La Mıstaa endeeni verive baken" diyerek de "Lan mustafa şunu da ver" demek istemektedir. İşaret sıfatlarının ve zamirlerinin tamamı için kullanım rahatlığı sunan enki ve endee kalıplarını öğrenen yeni nesil Antalya yerleşiklerinin bir sonraki aşamada ögrenmesi gereken kelimeler ise abu ve enedir.
David
Mahkemede yargıç, tanık kadına kaç çocuğu olduğunu sordu. Kadının "on" demesi üzerine ise, on çocuğunun da adlarını sırayla söylemesini istedi. Tanık kadın, yargıcın dediğini yaptı ve on çocuğunun da adlarını yaş sıralarına göre söyledi: "David, David, David, David, David, David, David, David, David, David..." Yargıç bu kez merakla sordu: "On çocuğunuzun onunun da adları David mi?" Kadının "Evet" yanıtından sonra ise daha da meraklanarak yeniden sordu: "Peki çocuklarınız bahçede oynarken onları içeri nasıl çağırırsınız?" Kadın bu soruyu gülümseyerek yanıtladı: "Ben yüksek sesle bir kez 'David' diye bağırırım, bir anda onu birden eve gelir." Yargıç yine meraklandı: "Peki, yemeğe nasıl çağırırsınız onları?" Tanık kadın yine gülümsedi: "Yüksek sesle bir kez, 'David yemek hazır... Haydi sofraya' derim, çocuklarımın onu birden sofrada yerlerini alırlar...." Yargıç merakını bir türlü giderememişti. "Peki..." diye sordu bir kez daha. "İçlerinden yalnızca birine bir şey söylemek istediğinizde ne yapıyorsunuz?" Tanık kadın bu soruyu da kolaylıkla yanıtladı: "O zaman soyadlarıyla çağırırım..."
Alkışlı Yorum
Yıkanmış bulaşıkları makineden alıp dolaplara yerleştirirken; elimden kayan servis tabağının altına, kırılıp da takımı bozmasın diye, düşmesini yumuşatırım bilinçsizliğiyle ayağımı uzattım. Tabağa ne mi oldu?
Kırılmadı tabi. Sanki Messi'yim mübarek! Ayağımın üstüne 3 dikiş atıldı ama olsun; takım bozulmadı yaa!
Yaka
Fadime ile Temel, Karadeniz'e bakarak sahilde yürüyorlarmış. Bir martı Temel'in kafasına pislemiş.
Fadime: - Temel git de şu tuvaletten tuvalet kağıdı alıp gel. Temel cevap vermiş:
- Gerek kalmadi kuş uçup gittu. :)