ŞU andaki Trabzonspor'u izlediğimizde takım karakteri olarak şu soruları sorabiliriz… İyi bir pas takımı mı? Hayır!
İyi bir kontra takımı mı? Hayır!
Sahaya fiziksel bir oyun koyabiliyor mu? Hayır!
Sadece iç sahada rakiplerine karşı oyunun belirli periyotlarında presli oyundan söz edebiliriz… Bunu defalarca yazdım! Bıkmadan yine yazacağım. Büyük takımın orta sahasında baskı altında top çıkaramayan orta saha oyuncusu olmamalı. Nitekim Trabzonspor, kalesinde golü bu şekilde gördü. Bu düzelmedikçe aynı sorunları görmeye devam edeceğiz.
Bendeniz de aynı şeyleri yazmaya… Santrfor konusunda Umut Bozok'un Galatasaray stoperlerine karşı nasıl ezildiğini gördük. Bu hem takım organizasyonundan kaynaklı ama asıl olarak oyuncu karakterleriyle ilgili aslında… Haliyle şu anlarımdeğiştirmeden herhangi bir gelişimden bahsedemeyiz.
Trabzonspor, ekonomik şartlarından dolayı bu değişimi sağlamakta şimdilik zorlansa da önümüzdeki günlerde yapılacak transferlerde en önemli gerçeklik, takıma dahil edilecek oyuncuların doğru profilde olması. Orta saha (6 ve 8), kanat, santrafor ve sağ bek. Kıssadan hisse; Trabzonspor'un önünde kat etmesi gereken sabırlı uzun bir yolu var. Takımın gösterdiği efordan ise memnunum.
Atilla Karaoğlan'ın Galatasaray'ın 20 faul yapmasına rağmen sadece bir faule sarı diğer 4 kartını itirazdan göstermesi trajik bir durumdu. Boey ile bir akrabalığı yok ise şayet Trezeguet'in iki kaburgasını kıran bu oyuncunun maçı nasıl kartsız bitirdiğini açıklamalı!
Bu tip hakemler dünyada "ev sahibi dostu" olarak bilinir. VAR'daki Alper Ulusoy'un 20 kameralı odasında yan gelip yatması da ayrı bir garabetti. İlk golden önce Bakasetas'a yapılan faulü görmeyen hakem, hakem değildir.
Kusura bakmasın ama yancıdır! Torreira'nın önce topa sonra ayağa basmasını yorumluyor ise… Top Bakasetas'tan sekip Torreira'nın ayağına çarpıyor, topa müdahale etmiyor.