MAÇTAN önce galibiyete yakın durmakla, hesapta olmayan bir beraberliğe sürüklenmek arasında sıkışırsanız, sonuç ruhsuzlukta ve beceriksizlikte kilitlenir. Maçtan sonra basın toplantısında rakibin verdiği mücadeleyi özne yapan, "küme düşmeye oynayan takım gibi mücadele ettiler" diyen Mourinho'ya okkalı bir cevap vermeyi de görev biliriz. "Siz kolay kazanmayı istemekle küçüldüğünüzün farkında mısınız?" Öyle ya sizin elinizde milyonlarca dolarlık bir kadro var, kulübeden şampiyonluğa oynayacak bir takım daha çıkarken Samsunspor'un gösterdiği mücadeleden size ne? Kaptan Zeki Yavru'da olanlar sizin futbolcularda niye yoktu?
***
Özellikle ilk yarıda gördük ki, Fenerbahçe "yokuş yukarı" oynuyor. Hantal bir forvet, yan gözle hakeme bakıp faul kapmayı pozisyon üretmekten değerli sayan orta alan ve nasılsa zamanımız var diye işi ağırdan alanların son dakikalardaki çırpınışı.
Futbolun gönlünü alamayan yaya kalır, giden 2 puan da geçen sezon şampiyonluğun kaçırılma sebebine mahsuben sefaletin tekerrürü olur.
Şifreler çözüldüğü halde hala yanlışların arkasında duruluyorsa, Fenerbahçeli taraftarların içinin acıması da kimseyi "ırgalamıyor" demektir.
Mert Hakan Yandaş'a kurban olanlar, Tadic'in el freni olmasına göz yumanlar, Talisca'nın etiketine ayrıcalıklı davrananlar İrfan Can Kahveci'yi çürüttüler. Daha çok maç var, herkes puan kaybedebilir ama umut yoksa hiçbir şey yoktur.
***
Osimhen'in varsa her şeyin vardır. Kozmik tren hali de onda, sırtındaki çuvalla trene kömür taşıyan hamal hali de. Galatasaray'ın kazanma şartlarını neredeyse tek başına belirleyen, arkadaşlarının kurduğu cümlelere kale önünde noktayı koyan bir adama saygılarımı sunuyorum. Hiçbir futbolcuda görmediğimiz aşkı bu adamda görüyorsak, hepimiz ayağa kalkıp alkışlamalıyız.